 İskenderun; sahip olduğu tarihi, turistik kültürel ve doğal güzellikleriyle yerli-yabancı herkesin dikkatini çeken bir ilçemizdir.
Doğal ve kültürel zenginlikleri yanında yayla ve denizin yan yana olması, her türlü sebze ve meyvenin yetişmesi yöre insanının hayat tarzı üzerinde özellikle mutfağa yansıyan zenginlikte kendini göstermiştir.
Bölgemizde mahalli özellikler çağdaş değerlerle sürekli etkileşim içinde olmuş, Nişan-düğün gibi törenlerde günlük hayatımızı renklendirmiştir.1970-1975 döneminde kentimizin göç alması, aynı yıllarda Orta Doğu Savaşları nedeniyle İskenderun’da kentleşme çok yüksek boyutlarda olmuştur.Bu durum kentimizin kültürel özelliklerini etkilemiştir.
Örneğin; 1970’li yıllarda İskenderun’da terzilik, giyim evi gibi işyerleri büyük artış göstermiştir.1980’lerde kadın-erkek giyimde yer yer rastlanan şalvar dışında geleneksel özellik taşıyan giysilere pek rastlanılmamıştır.
Geleneksel kadın kıyafetleri zıbın, kıyafetleri zıbın, mavi yünlü yada pamuklu kumaştan beli bol büzgülü entari, üstüne güdük denilen yelek, beldeki kuşak, ince yün çorap, yemeni, çarık, başta ak şal, kefiye, fes üstüne yaşmak bağlanır.
Takı günümüzde de yaygındır. Altın küpe, bilezik, yüzük sırma denilen altın diziler kadın kuşamının tamamlayıcısı olmuştur.
Geleneksel erkek giyiminde gittikçe daralan paçaları işlemeli şalvar değişmeyen erkek giyimidir. Bele enli kuşak sarılır. Üstüne gömlek(Köynek) giyilir. Üste kimi yörelerde aba denen yelek giyilir. Başa terlik ya da takke denilen el örgüsü bir başlık takılır. Çevresini poşu (kenarları süslü, ipekli başörtüsü) sarar. Yün çorap ve yemeni giyimi tamamlar.
Beslenme tarzının kişiliği, karakteri etkilediğine şüphe yoktur. Bir millet alıştığı yemekten ve damak tadından kolay kolay vazgeçmez. Çünkü o yemekler yörenin kendine has özelliklerinden, coğrafi şartlarından, toprağından, sosyal ve kültürel yapısından doğmuştur.
Bölgemiz insanları yemeklerini kendisi yaratmıştır.Gittiği her yere de götürmüştür.Öyle ki başka kentlere hatta yurtdışına çıksa da yağını, çökeleğini, bulgurunu, biberini, salçasını, zeytinini, ekşisini buradan götürmesi boşuna değildir.
Beslenme büyük ölçüde buğday ve buğdaydan elde edilen ürünlere dayanır.Üretimi yaygın olan sebze ve meyve tüketimi çoktur.Patlıcan, biber, kabak, bamya gibi yitecekler kurutularak kışa saklanır.Tarhana, bulgur, lor, çökelekte yazdan hazırlanan yiyeceklerdendir.Nar ekşisi, biber, domates, şalgam turşusu çok kullanılan katıklardır.
Künefe, cezerye, güllaç, lokma ve müşebbek tatlı türlerindendir.Turunç ve ceviz reçeli ile kabak tatlısı ünlüdür.Şeker bayramında kömbe adı verilen pastalar yapılır.
Köylerde tandırda biberli ekmek pişirilmesi çok yaygındır.Sabah kahvaltısında çayın yanı sıra tuzlu yoğurt, nar ekşili zeytin salatası, sürk denilen çökelek salatası bölgenin özgünlükleri arasındadır.
Pilav olarak iç pilav, cevizli pilav, tavuk dövme, bulgur aşı, yoğurtla yapılan siresil başlıcalarıdır. En yaygın çorba; ayranlı çorba, sumak ve bulgurla yapılan “toğga”dır.Ekşili tarhana yada çekilmiş nohut ve ayranla yapılan “lepeç” özgün çorbalar arasında yer alır.
Çiğ köfte, içli köfte, oruk yanında arap kebabı, Belen tavası bölgemizde yaygın et yemeklerindendir.İçkiyle yenen mezeleri de damak lezzetinin farklı gelişimine uygun olarak bol ve çeşitlidir.Zeytinin çekirdeği çıkartılıp içine soğan doğranarak zeytin yağı, nar ekşisi ilaveli “zeytin öfelemesi” veya biber ilaveli “zeytin biberlemesi” bahar aylarında zahter öfelemesi meze olarak tüketilir.Humus, cevizli biber, çökelek salatası, küflü çökelek(sürk) yöre insanımızın çok sevdiği yemeklerdir.
Kışın kış kabağından parça etle yapılan içine tuzlu yoğurt konulan kabak boranisi bölgeye mahsus güzel bir yemektir.
Zılk (pazı) sapından yapılan zeytinyağlı biberli yada yoğurtlu yemeğe “zılk” denir.Gene tuzlu yoğurt ve taze bakladan yapılan etli yemeğin adı “bakla boranisi”dir.
Bulgur, salça, biber, soğan, nar ekşisi karıştırılarak zeytinyağı ilaveli yoğurulan “kısır” iç özellikle bayanların öğle sonrası komşu ziyaretlerinde baş yemekleri arasındadır.
İskenderun’da evlenmelerde toplumsal konum, geçim düzeyi belirleyici etkendir.Evlenme yaşı yirmi dolayındadır.Kız ve Erkeğin birbirini tanıması yanında görücü usulü oldukça yaygındır.Erkek durumu birisi aracılığıyla anasına bildirir.Ana da yakınlarıyla kız bakmaya çıkar. Görücü gidilen kızın özellikleri soruşturulur.Olumluysa babası birkaç kişiyle istemeye dünürlüğe gider. Bu ziyaret söz kesimi anlamına gelir.Nişan, düğün tarihleri , alınacak çeyiz belirlenir.Başlık ya hiç alınmaz yada kız tarafının hazırlayacağı çeyizler için alınır.Sözün hemen sonrasında genellikle “nişan” yapılır.Nişanın tüm giderleri erkek tarafından karşılanır.Kız tarafının beğendiği eşyalar alınır.
Nişan katılımın fazla olacağı düşünüldüğünden Pazar günü kız evinde yapılır.Eğlence bayanlar arasında olur.Kimi köylerde eğlence yapılmaz mevlüt okunur.Yüzükler ailenin yaşlılarından bir erkek takar.Hediyeler sunulur.Bir kadın veya erkek bunları duyurup gösterir(şabo).Daha sonra kız evi yemek verir.Nişandan birkaç gün sonra kız evi erkeğin anne babasına kardeşlerine hediyeler gönderir.
Kent merkezlerinde nişanlılar birbirleriyle görüşüp, konuşabilirler.Nişanlılık bir ayla birkaç yıl sürebilir.Bu süre içinde her bayram kız evine hediyeler götürülür.Düğün Pazar yada Perşembe günleri yapılır.Kentte nikah çağrısı, köylerde okuntu gönderme yaygındır.
İskenderun’da “muşta” denen iki kadın davetlileri ağzıyla düğüne çağırır.Muşta’ya çeşitli armağanlar verilir.Düğünden birgün önce kına gecesi yapılır.Kına gecesinden birgün önce gelin hamamı yapılır.Hamamın harcamaları erkek tarafından karşılanır.Önce gelinin arkadaşlarına sonra anasına daha sonrada geline kına yakılır.
Çerezlerin yenmesi, şerbetlerin içilmesinden sonra anasının ilki olan kız kına tepsisini alarak oynarken gelin ortaya oturur.Yedi kız oyunlar oynayarak kına tepsisini getirir.Gelinin çevresinde toplanarak avucuna para ve kına koyarlar.
Düğün günü kız ve erkek evlerine bayrak çekilir.Düğünler genellikle yemekli olur.Çeyizler getirilirken eğlenceler düzenlenir.Gelin odasında sergilenir.Düğün alayı ikindi vakti yapılır.Yol boyunca çeşitli oyunlar oynanır.Gelin arabaya bindirilir.Anası ve kız kardeşleri de yanın oturur. Düğün alayı gelin arabasının ardından gider.
Oğlan anası gelinin başına çerez ve bozuk para atar.Arabadan inince önünde şişe kırılır.Bu yeni yuvanın kazadan beladan korunması içindir.Evine bağlı olması için kapıya bir topak hamur yapıştırılır.
Dışarıda halaylar çekilir.Akşama doğru damat tıraşı yapılır.Dini nikah yemekten sonra kıyılır.Ertesi gün “süpha” günü diye adlandırılır.Kadınlar çeşitli armağanlarla gelini görmeye gelirler.Birkaç gün sonrada gelinin evine gidilir.Akrabalar yemeğe çağrılır.
El Sanatları
Geleneksel sanatlarda ağaç işçiliği bölgemizin köklü sanatlarından biridir.Fabrikasyon dönemi öncelerinde ürünün niteliğinin üstünde işçilik belirlemekteydi.Ustalar masa koltuk ve dolaplarda kullandıkları motiflerle tanınmaktaydı.İskenderun’da bugün çok sınırlıda olsa bu motiflerin kalıplarını kullanarak “usta geleneğini”sürdürülmektedir.
Yöresel Halk Şairleri
Aşık Avcı Osman
Aşık Gül Ahmet
Mustafa İncedil
Zeki Altıparmak
Atasözleri
-Taşla yumurta kavga etmez.
-El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu topuz sanır.
-El eliyle yılan tutulmaz.
-Seni güldürenin yanına değil, ağlatanın yanına git.
-Köyden köye it ürümez.
-Can sefadan da cefadan da usanır.
Deyimler
-Ark altında su bağışlama
-Ata et, ite ot vermek
-Bey devesi gibi yan gelip geviş getirme
-Çamura basıp çalıya asmak
-Değirmen taşının altında diri çıkmak
-Menzilci beygiri gibi koşmak
-İte gem takma kendini at zanneder
Halk Müziği ve Geleneksel Oyunlar
Bölgede halk müziği ve geleneksel oyunlar, çevre illerden ve göçebe olarak buraya yerleşenlerden etkilenmiştir.Uzun havalar, Türküler ve Halk Oyunları öbür illerden küçük farklılıklarla ayrılır.Halaylar yaygın olarak oynanır.Halk müziği Çukurova ve Gaziantep özellikleri taşır.Konular çok çeşitlidir.Doğa, aşk, hasat, harman, düğün ve ölümler türkülerin konusunu oluşturur.
Yöre Halk Oyunları bakımından halay bölgesinde yer alır.Yöremizde halaya “depki”de denir.Uzun havalar genellikle tiz perdeden bir feryat biçiminde başlar yavaş yavaş kara sesine doğru iner.Konuşma biçime dönüşür. Uzun havalar dışında kalan kırık havaların çoğu garip, yanık, kerem gibi sekizli ölçüde sürüp gider.Depki havalarında döndürmeli söyleme geleneği vardır.
Yörenin Ünlü Türküleri
Altın tasta gül kuruttum, Şu karşıki dağda kar var duman yok, Al mendili mendili(depki), Pınarbaşı oymak oymak, Mavilim yaktın beni, Yaşa Emmioğlu, İki bülbül, Dama vurdum bir tepik, Gülizar, Sabahtan uğradım, beymail.
Halaylar
Külüçe, Garip, Köroğlu, İlbeydioğlu, Alo Paşa, Aysel Kız, Halebi, İki ayak, Şirvani, Kırıkhan.Halk müziği araçları, Yörede divan, bağlama, cura, çöğür gibi bağlama ailesinden sazları özellikle aşıklar kullanır.Köylerde son yıllarda bağlamanın yerini tambura almaya başlamıştır.Yaylı sazlardan su kabağı, kemane daha çok kırsal kesim sazlarıdır.Zurna üflemeli sazların en yaygınıdır.Dilli ve dilsiz kavallar yanında, “Argun” denilen kartal kemiğinden çifte düdükte çalınır.Vurmalı sazların başında davul ve deplek(darbuka) gelir.Tef ve zil ile zilli maşa kimi yerlerde kaşıkta kullanılır.
Halaylar davul zurna eşliğinde coşkuyla oynanmasına da depki depmek denir.Halaylar nişanlarda, düğünlerde, milli ve dini bayramlarda oynanır.Halay başının elinde birer mendil yada eşarp bulunur.Bu mendille ayrı bir gösteri yapan halay başının becerisi mendili iyi kullanmasıyla ölçülür.Zaman zaman halaydan ayrılır.Davulcu ile karşılıklı oynar.Halaylar kadın erkek birlikte oynadığı gibi yalnız kadınlar ve yalnız erkeklerce de oynanır
|